28 Kasım 2013 Perşembe

158.Gün: "Kutudan Çıkanlar ve Roka"

Selam!

Peki neden hep haftanın en yavaş günüdür Perşembe? Bana birisi bunu açıklamasını yapsa ya...

Geberdim ya, yorgunluktan başım çatlamak üzereydi resmen! :-S (bu hareketin de hastasıyım!)

Hiçbir şey yapmadan kelimenin tam anlamıyla "boş" bir şekilde hiçbir şey yapmadan bilgisayarın başında öğleden sonraya kadar oturmak da bir zaman sonra gözlerimi iflas ettirdi, keza akşamüstü gözlerim çok fazla yaşlandı. Eczaneden gözyaşı damlası almak gerekecek gibi...

Her zamanki gibi 06:30'da saat çalmaya başladı, durdura durdura 1 saat ileriye attık (yuh!) ve 07:30'da kalkarak, yaldır yaldır da koşturarak (sabah sporum bu benim işte!) trene yetiştik, ofise gelmeden bir tane peynirli minik bir sandviç ile sabaha başladım. Öğle saatlerine kadar toplamda 3 tane sütlü çay (çok fena sardım yanlız...şiddetle tavsiye ederim!) ve 4 bardak kahve ile (tabii ki şekersiz..) anca kendime gelebildim :)

peyniri sanırım değiştirmişler, iyi de etmişler ;)

Öğle saatlerine kadar bununla idare ederken bir ara saat 11 sularında minik bir yoğurtla bastırmaca yaptım, sonrasında da ofisteki arkadaşımın ricasını kırmayarak eczaneden ilaçlarını almak için şehire indim. (bu ne be? "köyden indim şehire" der gibi oldu. hoş, çalıştığımız yer ile şehir merkezi arası 20-25 dakika tutuyor ama neyse...) İlaçları aldıktan sonra bizim ailede artık bir simge olmuş olan Back Factory'den minik bir peynirli simit aldım.

simidin ve peynirin güzelliği...
kısa zamanda tekrar yedirtir kesin!

Sonrasında nefes almadan, bazen boş oturmanın en diplerinde dolaşarak akşamı ettik. Birşey yapmadan boş oturmak çok zor. Bilgisayara bakmak bir zaman sonra gerçekten yoruyor. "ya tamam artık uzun süre şunun karşısında oturmayacağım!" desem bile birkaç saniye sonra kendimi koltuğun tepesinde minimum 30 dakika kalkmadan buluyorum... 

Eve gelmeden tabii bütün gün ofisin içerisindeki "o büyük kutularda ne var?" sorunsalı kafamda yankı bulurken bir anda geçen sene ofisin her çalışanına verdiği Christmas hediyesi olarak patronun İtalya'dan getirttiği erzak kutusu (!) olduğu ve bu sene de bu geleneği devam ettirilerek her kişiye bu yaklaşık 25 kiloluk kutulardan verileceği söylendi. Tabii bir yutkunma olmadı değil! :) 25 kilo ya...hadi dambıl olsa neyse, bayağı bildiğiniz kutu yani! Ağır da şerefsiz... Neyse, ofisteki çalışma arkadaşım sağolsun eve kadar bıraktı, kutuya yardımcı olmadı gerçi ama....uyuz oldum....neyse, onu yapması bile birşey :) 

Şöyle ilginç görüntüler oluştu kutuyu açınca:

kutu bu şekilde...
evet. ayrıca evde bildiğiniz türk halısı var. 
açılınca şu şekilde içinde genelde içkilerin ve
makarnaların, sosların olduğu bir kutu bu...



























şöyle efsane bir zeytinyağı da çıktı.
kıyamam artık kullanmaya herhalde...
kutu tam olarak açıldığında masaya sığanların birazı...



























kutuda, içinden çıkanları anlatan ve güzel yemek tarifleri de olan bir kitapçık da vardı

Gerçekten çok lezzetli bir kutu :) O kocaman kutunun içinden çıkanlarla birlikte (4 ayrı çeşit şarap, 10 çeşit sos, 5 ayrı çeşit makarna, tatlı niyetine kıtırlar,vs) kişisel olarak alındığında 80-90 yuro arasında tutması da ayrıca şaşırtıyor. Hoş, en pahalı ve en değerli şarabın 6-7 yuroya bulunduğu bir çevrede bir insan rahatlıkla "bu para o kutuya verilir!" diyebiliyor...

Akşam saatlerinde de dün eve gelmeden marketten aldığım rokayı hazırladım, az yağlı yoğurt ve kırmızı biber ile günü tamamladık :) 

birkaç gün boyunca buna dadanabilirim gibi...

Bugünlük durumlar böyle sanırım. kısa, öz, bol fotoğraflı oldu :)

genel olarak toparlamak gerekirse...

bu yazıyı yazarken barış manço'dan "2024 - ikinci yolculuk" ve "2025 - üçüncü yolculuk" dinliyorum.
yeni neslin bu adamı hiçbir zaman tanımayacak olması üzücü.
Tumblr sitemi buradan, bu blog yazılarından reklam etmeyi seviyorum! :) 
emreadam.tumblr.com 
burhan altıntop kadar komik bir dizi karakteri....düşünüyorum, en yakın belki "erdal bakkal" olabilir. "tamam, bu gece kahve içmeyeceğim ve adam gibi bir saatte yatacağım"... bu yalanı söyledim az önce.
mediha şen sancakoğlu'nu bilen var mı? bilin bence..."O Ağacın Altını" şarkısını dinleyin hadi hemen!
bu akşam kitap okumak istiyorum.
yazılarımı yazarken imla kurallarına uymamayı seviyorum. 
ama "dahi" anlamına gelen "-de" yi hep ayrı yazarım. onu hiçbir zaman affetmem.
dönence şarkısını götüren bas yürüyüşünü de çok severim mesela.
bugün değerli dostum beril sun'un doğum günü :) 
artık 18 yaşına girdiğine göre rahatlıkla barlara-diskolara girebilir keza ;) nice sağlıklı mutlu senelere!
yarın/diğer gün maaş yatıyor, ben de wii fit'i kapıyorum. gelecek/sonraki hafta içerisinde elimde olur.
blur'un ünlü "song2" parçası bulunduğu albümün ikinci parçası, 02:02 dakika sürüyor.
ayrıca ingiltere listelerinde 2.sıraya kadar çıkabilmiş. ikinci olmak iyidir ;) ama albarn'ın ses gitmiş.
herşeye rağmen "parklife" ama ;) Oi!
doctor who'nun 8.sezonu, gelecek senenin ağustos ayında. o zamana kadar eskileri tekrar ederiz artık. 

bugünlük budur.

iyigeceler

Emre
Bremen | Almanya
28.11.2013 - 22:00













157.Gün: "Grünkohl"

Selam!

Çok uzun zamandır yiyemediğim, ve her zaman yemek istediğim birşeyi akşam yemeğinde yediğim için (ne kadar fazla "yemek" fiilini kullandım değil mi..?) o kadar mutluyum ki! Neyse sabahtan başlayalım...Hemen muhabbete giriyorum, keza dehşet uykum geldi, hızlı hızlı anlatayım neler olmuş neler dönmüş :)

Sabah ayağa zar zor kalktıktan sonra kendimi toparlayıp soğuğun en kan dondurucu saatlerinde (ki bu Bremen'de saat 07:30-07:45 arasında denk geliyor...) trene doğru yürümeye başladım. Beni burada en çok zorlayan bu aylardan itibaren başlayan iğrenç soğuklar sanırım. Annemle geçen konuştuk da, kadın bana "Emre ya, hava acayip soğuk , 16 derece resmen donuyoruz burada yeaaaa!!" dedi. Evet. 16 dereceye soğuk dedi, ben de olmayan bıyığımın altından kıs kıs gülerken anneme "sen tabii burada -3 derece olduğunu bilmeden konuşuyorsun..." diyerek muhabbeti kısa kestim.

Ofise gittiğimde bugünün ne kadar hızlı ve yoğun geçeceğini bilmiyordum, ama ilk ve ikinci nefes alışlarımda 1.5-2 saat kadar geçmiş ve saat 11:00 sularında misafirimizin getirdiği minik yiyecekler ile (ki bunların içerisnde Hackepeter da var. hatırlarsanız bu Hackepeter dedikleri şey bildiğiniz çiğ et. Yani "et" derken kıyma manasında....kıymayı ekmeğe sürüp üzerine kondurdukları soğan ile birlikte karabiberleyip yemece yani....evet. benim de midem kalktı şu anda bunu anlatırken.) güzel bir Brunch yaptık. Benim çiğ et yemediğimi bilen misafir bana hususi olarak her zaman gitmek istediğim ama bir türlü sabahın bir köründe kalkıp trene binip hiçbir zaman gidemediğim Bremerhaven'dan en taze halde somon balığı getirmişti, şu ana kadar yediğim ofis Brunch'larının arasında en mükemmeli bugün yaptığımdır sanırsam:

minik iki parça ekmek, sağ alttaki ise
bu aralar abonesi olduğum sütlü çay. tabii ki şekersiz.
inanılmaz gözüküyor değil mi?


 Yukarıdaki inanılmaz branç sonrası saat 16:30 sularında minik bir yoğurt yedim, tabii aralarda yaklaşık 2.5 şişe su, takribi 4-5 bardak şekersiz çay ve toplamda 2 bardak da kahve içtim. (yuh. sanırım biraz abartmış mıyım acaba...) Ofis sonrası eve giderken akşama ne yiyeceğimi düşünürken çok uzun zamandır almak ve uğraşarak yapmak istediğim, tam anlamı ile bir Türkçe karışılığı olmayan, web sayfası çevirilerinde "Kara Lahana" olarak geçen, ancak Almanca'da tam da mevsiminde ona has sosisli'lerle yenilen (ancak benim sadece kendisini tek olarak hallettiğim) Grünkohl'ü Iglo'dan alarak 15-20 dakikalık bir çözdürmenin ardından aradan çıkardık :) Bir dilim minik kepekli ekmek ve yarım su bardağı 1.8% yağlı yoğurt ile birlikte...

üzerindeki beyaz parçacıklar dolapta uzun süredir kalan minik peynir parçacıkları...
ve evet. mikrodalga fırın öncesi bu yemek "yeşil kare parçacıklar" halindeydi.

Yemek sonrası henüz bitmemiş olduğunu daha sonra anladığım Jacobs'tan bir bardaklık hazırlayarak günümü tamamladım.

Yarın salonda 5k beni bekler gençler... Yarın sabah erken saatlerde kalkıp öğle sonrası saatlerine kadar rahatlıkla tutabilecek şekilde bir mısır gevreğine hayır demem gibi duruyor...

Haftaya Nintendo Wii Fit Plus - Balance Board - Controller'ı ısmarlıyorum (o ne lan yemek ısmarlarmışım gibi oldu sanki...). Onun vereceği sonuçları burada sıcağı sıcağına sunacağım, ve gerçekten merak ediyorum ya! :)

...ve evet. 157 gündür yazmama rağmen ne yazık ki 55 kilo olamadım :) Önümde 365 günü doldurmak için daha çok gün olduğunu düşünürsek, ve ilk amacımın 85, asıl amacımın 80 kiloya inmek olduğunu da hesaba katarsak , 1 yıl içerisinde bunu başarmak zor değil gibi. Farklı, ilginç, sağlıklı her türlü yöntemi/yöntemleri deneyip, etkilerini/sonuçlarını burada sunup kısa zamanda takım elbisemize kavuşmak yegane arzumuz :)  

Geçtiğimiz günleri de özetlemek gerekirse...

turgut uyar | büyük saat'in baskısı bayağı bayağı tükenmiş. arkadaş, herkes tüketiyor mu bu kitabı ya?
grup gündoğarken bence tekrar birleşmeli. misal "yol aldım sevdalardan" gayet güzel bir şarkı.
fena kış geldi. şu anda ev soğumaya başladı. 
kapişonlu giyerek uyumayı seviyorum.
itiraf ediyorum. lisedeyken grace slick çok hoşuma gittiği için jefferson airplane dinlerdim hep. 
bu arada canned heat - "going up the country" çok eğlenceli bir parça lan!
güzel bir palto-pardesü beğendim.125 yuro vermek istemedim. mahmutpaşa'mı bekliyorum hasretle.
portishead plak koleksiyona başlayabilirim. en azından "dummy" ile yavaştan...
internetten TRT-3 ya da TRT-4 dinleyerek uyumayı seviyorum.
ben bir ara sol klarinet alacaktım. bunu bahsetmiş miydim? 
yanlız aleti almanya'dan ziyade istanbul'dan kapmak kafamda...
yup bu arada saati de 1 etmişiz.
Tumblr müthiş birşeymiş bu arada dostum. söylemiştim önceden değil mi?
sayfamı da takip ediyorsunuz diye düşünüyorum açıkçası: "emreadam.tumblr.com" 
takip etmiyorsanız bence edin derim. güzel şeyler yazıyorum. böyle de alçak gönüllüyümdür misal.
çağan'ın yeni filmi "Tamam Mıyız?" geliyor. aras bulut iynemli varmış, candır o zaman. aynen ağlarız.
doctor who'nun 50.yıl özel bölümü inanılmazdı. 
dizinin baş yazarı steven moffat herkesi ters köşeye yatırdı, şerefsiz. 
yeni doktor'un değişimi (bkz. "regeneration") 25/12 - Christmas özel bölümünde gerçekleşecek 
ilk olarak son saw filmini izledikten sonra bu bölümü de 3D olarak izleme zevki inanılmazdı.
o anları hatırlatmak gerekirse:

Weeping Angel vardı birkaç tane :)
uzun süre sonra 3D gözlük takmak güzeldi :)

























sinemada Who izlemek müthiş bir deneyimdi!


bu görülen kalabalık x10 kişi vardı diyebiliriz...
yıkılıyordu etraf :) 


























Budur ya sanırsam...şimdi yatmaca. 
keza fenalardayım. esnemekten ağzım çatlayacak :) 

iyi geceler

Emre
Bremen | Almanya
28.11.2013 - 01:08